3 dakika okuma süresi

Kurumsal hayatta genç yaşta başarıyı yakalamak, kariyer basamaklarında hızla yükselmek herkesin hayalidir. İyi bir üniversiteden mezun olduktan sonra, prestijli bir üniversitede MBA programına katılmak ve Business School’da master düzeyinde eğitime devam etmek ise bunun için neredeyse bir gerekliliktir.

Bu tür programlardan mezun kişiler aldıkları yüksek kalitedeki akademik eğitimin yanında, sektörlerinde dünya lideri pek çok yönetici ile de yakından çalışma fırsatı bulurlar. Bu okulların eğitimini özel kılan da aslında budur. Ancak son beş yıldır bu okulların pek çoğunun yaptığı yeni ve farklı bir şey var, ders programlarına eklenen yeni bir ders: Mindfulness.

Mindfulness, anın içinde olan biten her şeyi açık bir kalp ile, yargısızıca izlemektir, bir tanıklık halidir. 2500 yıllık bir Budist geleneği olmasına rağmen Batı dünyası, insan beyni ve sinir sistemine olan etkisi bilimsel gerçeklerle kanıtlanmış bir yaşam biçimi olarak yorumlamaktadır. Son 10 yıl içerisinde Kurumsal dünyanında dikkatini çeken ve pek çok global şirket tarafından yeni bir liderlik tarzı olarak benimsenen Mindfulness artık ünlü üniversitelerin de ders programında yer alıyor.

Özellikle iş dünyasına üst düzey lider adayı yetiştiren Business School’ların MBA programlarının  liderlik temalı derslerinde son 5-6 yıldır Mindfulness anlatılıyor ve uygulamaları öğretiliyor.

Harvard Business School’da Bill George’un ‘Otantik Liderlik’ dersi ile başlayan bu trend, NYU Stern School of Business’ın Mindfulness in Business Initiative (MBI) programı ile artan bir etki gösterdi. Sonrasında Amerika dışında pek çok üniversite de programlarında Mindfulness uygulamalarına yer vermeye başladı.

Peki neden Mindfulness üniversiteler için bu kadar değerli hale geldi?

Artık pek çok global şirket CEO’su başarılı bir yönetim için Mindfulness uygulamalarının gerekliliğini savunuyor ve çoğu şirket bu alanda yatırım yaparken, bu şirketler için geleceğin liderlerini yetiştiren okullar da öğrencilerine bu fırsatı mezun olmadan önce sağlamak istiyor.

NYU Stern MBI programı yöneticileri Connie Kim ve Yael Shy programla ilgili hedeflerini şöyle tanımlıyor, “İş hayatına geçiş yapmadan önce, öğrencilerin Mindfulness ile tanışarak, kişisel farkındalıklarının artırılması, başarı için sürdürülebilir ve etik iş ortamları yaratabilen, iş-hayat dengesini kurabilen ve çevresindeki diğer kişiler için de bu ortamı sağlayabilen liderler olarak yetişebilmeleridir.

Bu programların bir diğer önemli katkısı, öğrencilerin duygusal zekalarına sağladığı fayda, kriz ortamında stres ve baskıyı doğru yöneterek kontrollü bir yönetim sağlama becerilerinin gelişmesi.

Program dahilinde pek çok meditasyon yöntemi öğrecilere aktarılıyor, özellikle etkin iletişimin geliştirilmesi için Mindful dinleme derslerine yer veriliyor. Bu programların diğer önemli bir faydası da öğrencilerin çoklu iş yapış (multitasking) alışkanlığından zaman içinde kurtulması oluyor (bilimsel çalışmalar çoklu iş yapmanın verimliliği düşürdüğünü savunuyor).

Mindful Liderliğin temelleri olan odaklılık, yaratıcılık, sadelik ve şefkat değerleri ile genç yaşta tanışan öğrencilerin iş hayatına katıldıklarında liderliğe yeni bir bakış açısı getirecekleri ve başarılı sonuçlar ortaya çıkarırken organizasyonlarında esnek dayanıklı (resilient), cesaretli, farkındalığı yüksek, şefkat sahibi çalışanların yetişmesi için alan yaratacakları konusunda herkes hemfikir.  

Yurtdışında üniversitelerde yapılan bu değerli çalışmaların kurumsal hayata yapacağı olumlu katkı hiç şüphesiz çok büyük olacaktır. Bizim okullarımızda da belki yakın gelecekte böyle çalışmaları görmek mümkün olur.

Yazının aslı : 29 Eylül 2017 tarihinde HBR Türkiye Blog’da yayınlanmıştır.

Share This