Dijitalleşen Hayatlarımızı Farkındalıkla Yaşamanın Yolları

Hayatlarımız her geçen gün daha da karmaşık hale geliyor. Gelişen teknolojiler, yaşamlarımızın ayrılmaz bir parçası haline gelirken, günlük hayatımıza dair pek çok şey değişiyor; tüketim alışkanlıklarımız, tercihlerimiz, vaktimizi nasıl geçirdiğimiz vb.

Dijital aletler artık günlük hayatımızın bir parçası, bu durum hızlı bir dönüşüm evresine giren günümüz dünyasının en önemli gerçekliği. 2007’de ilk iPhone’un piyasaya çıkması bu konuda bir milat olarak kabul edilebilir. Esas değişimin başlangıcı ise 2008 yılında hayatımıza giren App Store ile oldu. Mobil aplikasyonlar, aklımıza gelebilecek her şeyin parmaklarımızın ucunda olmasını sağlayan bir dönem başlattı. Alışveriş, eğlence, sosyal ilişki kurma yöntemlerimiz radikal bir şekilde değişti.

Elimizdeki akıllı telefonlar, hayatımızda pek çok şeyi daha kolay hale getiriyor, yemek siparişi vermekten, taksi çağırmaya, bankacılık işlemlerini yapmaktan, adım saymaya kadar, günlük hayatımızla ilişkili olmadığı şey neredeyse yok. Tabi bunun bir de bedeli var; ekran süresi.

2007 yılında, yani ilk iPhone piyasaya çıktığında, telefonda geçirdiğimiz süre ortalama 18 dakika iken (bu süreye telefon konuşması dahil), 2017 yılında ekran süresi, yani sadece ekrana bakarak bir şeyle meşgul olduğumuz (telefon konuşması hariç) süre ortalama 4 saat.

Uyanık olduğumuz sürenin dörtte birini telefon ekranına bakarak geçiyoruz. İşte, evde sürekli telefonla meşgulüz. Elindeki telefon ekranına bakarken, aynı zamanda yürümeye çalışırken düşen, asansörden inerken kapıya veya inen kişiye çarpan pek çok insan görmek mümkün etrafta, hatta bu insanlardan biri bazen biz de olabiliyoruz.  Önemli bir toplantıda, karşımızdaki kişiyi dinlerken veya evde ailemizle yemek yerken, elimiz otomatik pilotta telefona gidiyor. Farkında olmaksızın elimize aldığımız telefonda e-posta veya sosyal medya hesabımızı kontrol ederken, karşımızdaki kişi ile aramızda giren ekran, bizi içinde olduğumuz ortamdan ve andan koparıyor. Sonuç, aynı masa etrafında tüm dikkati elindeki telefonda olan, birbirini gerçekten görmeyen, dinlemeyen insanlara dönüşüyoruz.

Suçu hayatımıza giren bu teknolojilere atmak bir çözüm değil. Tabi teknoloji alışkanlıklarımızın şekillenmesinde, teknolojinin nasıl tasarlandığı, kullanıcı deneyimini oluştururken, büyük teknoloji şirketlerinin insan psikolojisinin zaaflarını nasıl kullandığını bir kenara koymak gerekir. Bağımlılık yapıcı şekilde tasarlanan, sosyal medya platformları da artık kamuoyunda oluşan bilinçlenmeye karşı yanıtsız kalamıyor. Instagram’da kullanım sürenizi belirleyebilmek ve son dönemde sıkça tartışılan ‘beğeni’ sayılarının gizlenecek olması gibi yeni özellikler kullanıcı dostu olma yolunda attıkları ilk birkaç adım sadece.

Bunun ötesinde, biz kendi alışkanlıklarımızı bilinçli şekilde nasıl yönetebiliriz, teknoloji ile aramıza sağlıklı bir mesafe nasıl koyabiliriz, esas çözüm burada yatıyor.

Elimiz ne zaman oto-pilotta telefona gitse, bunu farketmek ve dikkatimizi bulunduğumuz ana ve yere geri getirmek, önümüzde duran işe veya karşımızda konuşan kişiye odaklanmak, verimliliğimizi ve ilişkilerimizi niteliksel olarak değiştirecektir.

Bunun için yapmamız gereken gün içinde kısa Mindfulness pratikleri ile kendimize, içinde olduğumuz ana dönmeyi hatırlatmak. Anın içinde olan biteni farkındalıkla ve yargısızca izlemek olarak tanımlayabileceğimiz Mindfulness’ın, beynimizin nöroplastisite (yani yaşadığımız deneyimler ile beynin yapısal ve fonksiyonel olarak yeniden şekillenmesi) özelliği sayesinde odaklanma kabiliyetini arttırdığını bilimsel çalışmalar gösteriyor.

Telefonunla olan ilişkini yeniden düzenlemek ve kontrolü geri kazanmak istiyorsan aşağıdaki pratiği uygulayabilirsin.

  1. Dikkatini nefesine getir: Rahat bir şekilde otur, mümkünse sessiz bir yer olmasını tercih edebilirsin. Dikkatini nefesine doğru getir ve nefes alışverişlerini kısa bir süre izle. Nefesinin nasıl bir ritimde aktığını gözlemle.
  2. Dikkatini bedenine getir: Bedeninde ne gibi hisler var, nefesle birlikte bedeninde farkettiğin neler var, bunları araştır. Dikkatinin dağıldığını farkedersen, yeniden nefesine dön.
  3. Kendine şu soruyu sor: İçinde olduğun bu farkındalık halinde, zihninden şu soruyu geçir; Telefonla geçirdiğim süreyi, başka nasıl değerlendirmek isterim? Bu soruya zihninde oluşan yanıtları gör, her bir düşünceyi kısa bir süre izle ve yavaşça farkındalık alanından uzaklaşmasına izin ver, bu düşüncelerin bedeninde bir yansıması, herhangi bir rahatlama veya gerginlik gibi, olup olmadığını gözlemle. Tekrar nefesini hisset ve farkındalığını yavaşça bulunduğun yere doğru geri getir.

Bu pratiği istediğin yerde, istediğin sürede uygulayabilirsin. Pratiği bitirdikten sonra, duygu durumunu, zihnindeki düşünceleri küçük bir not defterine aktarabilir ve zaman içindeki gelişimini takip edebilirsin. 

Scroll to Top