Fazlasıyla yoğun ve meşgul hayatlarımızda sürekli olarak bir yerlere, bir şeylere yetişebilme telaşı içindeyiz. Kısıtlı vakitte çok şey yapmak, sınırlı olan dikkatimizi en verimli şekilde kullanmaya çalışıyoruz. Çünkü zaman ve dikkat, yaşadığımız modern dünyadaki en önemli iki kaynağımız. Özellikle dikkat son dönemde, teknolojinin de hayatımızda artan rolüyle birlikte aranan en önemli kaynak haline geldi.

Duygusal zekanın babası Daniel Goleman, ‘dikkat’ için başarının yeni sağlayacısı derken, Microsoft CEO’su Satya Nadella ise; ‘’bilgi işleme gücünün nadir olmaktan, neredeyse limitsiz olmaya gittiği dünyamızda, artan bir şekilde ihtiyaç duyduğumuz en nadir emtia ‘insan dikkati’’ diyor.

Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, zamanımızın %46.9’unda, zihnimizin bulunduğumuz fiziksel ortamda olmayıp, geçmişe ve geleceğe ait düşünceler arasında dolaştığını gösteriyor, aynı araştırma bu dağınık zihin halinin mutsuzluğa yol açtığını söylüyor.

Microsoft Kanada tarafından ‘dikkat aralığı’ ile ilgili yapılan bir araştırma raporunda 2000 yılında ortalama dikkat süresi 12 sn. iken, 2013 yılında bu sürenin 8 sn.’ye düştüğü ve japon balığının ortalama dikkat süresinin 9 sn. olduğu belirtiliyor. Peki, nasıl oldu da insanoğlu, japon balığından bile daha düşük dikkat süresine sahip hale geldi?

Aslında insan beyni, doğa ortamında kendini korumak ve hayatta kalmak için tasarlanmış. Hayatta kalabilmek, insan beyninin en önemli önceliği. Kültürel ve sosyal olarak ne kadar gelişmiş olsak da, insan beyni on binlerce yıl önce yaşamış olan avcı-toplayıcı atalarımızın bize mirası. Yaşadığımız dünya ne kadar modern olursa olsun, insan beyni hala hayatta kalmak üzerine programlı durumda. Bu sebeple sürekli olarak, içinde olduğu durumda kendisi için bir tehlike unsuru olup olmadığını araştırıyor ve dikkat yer değiştiriyor. Bu durum hayatta kalabilmek için bizi avantajlı durumda tutarken, için de yaşadığımız modern dünya koşullarında artık bir dezavantaj haline gelmiş durumda. Çünkü çevremizdeki uyaran sayısı, doğada yaşayan avcı-toplayıcı toplumlarla kıyaslanamayacak boyutta. Üstelik buna bir de dijitalleşen hayatlarımızdaki akıllı cihazlar eklenmiş durumda. Bu kadar çok uyaranı bilgi olarak işlemeye çalışan beynimizin işi artık çok zor.

Dikkat dağınıklığı günümüz insanın en büyük problemlerinden biri. Sürekli olarak dikkatimizi kendinde tutmaya çalışan sosyal medya platformlarının, çalan, bipleyen cep telefonlarının bombardımanı altındayız. İnsan dikkati o kadar kıymetli ki; üzerinde geçirdiğimiz dikkati paraya çeviren iş modelleri ‘dikkat ekonomisi’ni oluşturmuş durumda.

Pürdikkat kitabının yazarı Cal Newport, ‘artık tek bir şey üzerine, bölünmeyen bir dikkat ve yüksek bir konsantrasyonla odaklanamıyoruz’ diyor. Dikkatimizin sürekli bölünmesi, odağımızı yitirmemize ve verimliliğimizi kaybetmemize yol açıyor.

Mindfulness, odaklanma ile ilgili hem kişilerin hem de kurumların en çok rağbet ettiği yöntemlerden biri. Mindfulness, anın içindeki deneyimle gelen düşünceleri, duyguları, bedensel hisleri odaklı ve yargısız bir şekilde izlemektir. Mindfulness pratiklerinde, dikkat tek bir şeye verilir, bu dış çevredeki bir şey de olabilir, mesela dışarıdan gelen bir ses, veya kendi içsel dünyamızda sürekli bizimle olan nefeste olabilir. Dikkati nefese vererek, belirli bir süre nefesi izlerken, zihin doğası gerekir dağılır gider ve kendimizi düşüncelere dalmış buluruz. Bunu farkettiğimiz an, düşünceyi yargısız bir şekilde yavaşça bırakır ve dikkatimizi yeniden nefese yönlendiririz. Spora gittiğimizde, fiziksel olarak bedenimiz nasıl güçleniyorsa, aynı şey beynimiz içinde geçerlidir. Aynı çalışan kasın güçlenmesi gibi, beynimizde de daha çok kullanılan nöral bağlar (beyin hücrelerinin birbirleriyle kurdukları bağlantı yolları) güçlenir. Beynin nöroplastisite, yani deneyimlerle birlikte değişebilme, özelliği sayesinde güçlenen bu yeni bağlar, beynin yeni kısayolları haline gelir ve zihnin ‘odaklı dikkat’ kapasitesi gelişir.

Bunun için tek yapmanız gereken, günde kendiniz için 5dk. ayırarak Mindfulness pratiklerini deneyimlemek. Emin olun, bu pratikler hayatınızda bir alışkanlık haline geldikçe, etkilerini gözlemleyebileceksiniz.

Scroll to Top